
Günlerdir üzerimden atamadığım yorgunluktan, bu akşam laptopumu açmak istemedim. Geldiğimden beri yataktan pek çıktığım söylenemez. Zaten Karantina odasındaki tek yaşam alanım birleştirdiğim iki yataktan oluşuyor. Bolca dinleniyorum ancak jetlag devam ediyor, akşam saatlerini sabah gibi yaşıyorum. Gözlerim açık, yatay konumdayım.
Bu akşam hatta gecenin bir vakti, birden bire laptopumdan tiz bir ses duyduğumu sanarak aniden yataktan fırladım. Sesi tekrar duymak istercesine kalkıp, masaya yaklaştım. Ayakta duracak halim olmasa da, eğilip kulağımı yaklaştırdım masaya. Derinlerden tiz bir ses mi geliyor? Yoksa yorgunluktan gaipten sesler mi duyuyorum? Ya da Karantina yurdu yemek saatleri dışında o kadar sessiz ki, belki de sessizliğin uğultusunu duyuyorum. Emin olmak istercesine laptopun kapağını kaldırdım, açık değil. Yine de ses belli belirsiz gelmeye devam ediyor. Hemen kulaklarımı ovaladım. Gözlerimi ovuşturdum. – Tamamen kendimde miyim- yoklaması yaptım. Evet, gerçekten duyuyorum. Belli aralıklarla, mesaj niteliğinde tiz bir ses belirip yok oluyor. Kesik kesik. Anlamaya çalışıyorum. 3 gündür uzay boşluğunda olduğum için olabilir mi bu tiz ses ? Hemen açıyorum ekranı. Bir de ne göreyim?! SÜRPRİZ !
Toby’den mektup var ! O kadar heyecanlandım ki, dayanamayıp, hemen okumaya başlıyorum ve eş zamanlı sizinle de paylaşmak istiyorum..
Canım Ozz’im,
Gittiğinden beri seni hissettiğimi biliyorsun. Sana göre 1 hafta oldu Canouan’dan gideli, bana göre ise “bir zaman önce” gittin. Biz kaplumbağaların çok uzak mesafelerle bile sessiz iletişim kurabildiğimizi biliyorsun. Aramızdaki bağ sayesinde seni gittiğin yerden algıladığımdan da şüphen yok. Yine de, karantina günlerinde sana, sizin dilinizden bir mektup yollayıp, küçük bir sürpriz yapmak istedim. Karantina odandan çıkamadığın için, Toby’inden minik bir hediye al istedim. Tatlı delime şişe içinde bir mesaj yollayıp, yüreğinin gülümsemesini hissetmek istedim.
Mektubu sana ulaştırmak tahmin edeceğin gibi pek kolay olmadı. Sizin oralardaki beyaz tulumlular Covid önemlerini “yeni yaşam tarzı” haline getirmiş gibiler. Mektup digital ortamda yollandığı halde, yurtdışından gönderildiği için, virüssüz bir adadan gelmesine rağmen bir çok protokol uyguladılar. Gönderen kısmına Kırmızı Ayak soyu yazsam da, neredeyse bu ıssız adada bile gökten yolladıkları sinyal ile beni virüs takibine alacaklardı. Neyse ki, yüksek titreşim yayarak takip sinyallerini elimine etmeyi başardım. Eminim sana da, “mektubu oku” tuşuna tıklamadan önce ellerini yıkaman gerektiğini söylemişlerdir. İstersen mektubu ekrandan okurken bile maskeni tak da, karantinadan başına bir iş açılmadan, zamanında evine göndersinler.
Beni ve bizim ırkı merak etme. Karada ve denizdeki ailemizde herkes sağlıklı. Keyfimiz yerinde. Şimdilerde, dişi su kaplumbağaları akşam saatleri olduğunda kumsal olan sahillerde yumurtlamaya çekilmeye başladılar. Senin en sevdiğin Shell Beach’teler. Gün içinde bol bol kafalarını suyun üzerine çıkartıyorlar. Burada olsan her seferinde yaptığın gibi, saatlerce okyanusu izleyip, hepsini görmeye çalışırdın. Ufacık başlarını görebilince de, çocuksu heyecanınla “ işte.. işte .. orda.. gördüm ” diye bağırırdın.
“Acaba Toby beni özlüyor mudur?” diye merak ediyorsan..
Şöyle anlatayım; “Ozz’im keşke şimdi burada olsa da, kabuğuma dokunsa..Beni ellerinin içinde tutup havaya kaldırsa, gözlerimin içine aşkla baksa” diye aklımdan geçmiyor. Birlikte paylaşım anlarımızın neticesi “ O anılara neden şu an tekrar sahip olamıyorum ki ?” gibi sahiplenici insani düşünce bulutlarına girip, düşüncenin bedenime boşaltacağı duygular içinde bulunmuyorum. Onun yerine, senin varlığını hissetmeye devam ediyorum. Ruhumda tüm enerjin ile yoğunlaşman için sadece sana adadığım kaplumbağaca zaman dilimlerim var diyebilirim. Senin ise ara ara beni düşünüp, burnumu sevmek isteyip, biraz hüzünlendiğin bana ulaşıyor. Hüzünlenmene gerek yok. Beni özlediğinde ya da ufacık da olsa hüzünlendiğinde şartlanmışlık içine düşüyorsun. Çünkü düşünce içine giriyorsun.
Sana naçizane bir kaplumbağa tavsiyesi;
“Hüzünlendiğini hissettiğin an bir kaplumbağa olabilirsin. İçindeki Toby’ye bağlanabilirsin. Biz, insanlar gibi bir sürü düşünce üretip, birini yuvasına yolcu ettiğimizde, ya da sosyal ilişkilerimizde var olan sevgi bağını dramatize etmiyoruz. Başımızı kabuğumuzun içine sokuyoruz, yani içimizdeki derin katmanlara dönüyoruz ve sessizce, hareketsizlik içinde sadece o kişiye adadığımız süre içinde kalıyoruz. Kendi kabuk katmanımızdan kaçarcasına, sizin gibi karanlıktan kurtulmanın yolu sandığınız koşar adımlarla hislerimizden uzaklaşmıyoruz. Doğru duydun. O adanmış alanda, kabuğumuzdan içerideki alanda kalıyoruz. Hissettiğimiz kişiye ait düşüncelerden sıyrılıp, bir düşünceye kuyruk gibi yapışık duyguları sistemimiz kendi kendine sağalttığı için, sürekli yenileniyoruz. O nedendir ki, sağaltma ile oluşan şifa enerjisiyle ömrümüz uzuyor. Kaplumbağalar o nedenle insanlardan bile uzun yaşarlar. Şartlanmış düşünceler silsilesi yerine, yalnızca var olan saf sevgi hissi içinde, yavaş nefes alıp verdiğimiz için, durağan diyebileceğiniz kadar yavaş yaşadığımızdan, sizin zaman algınıza göre uzun seneler hayatta kalabiliyoruz. Su kaplumbağaları 4 ila 7 saat nefes almadan su altında kalabiliyorlar. Seneler deneyimi, yaşanan deneyimler kaplumbağa bilgeliğini getiriyor. Çünkü bizim bilgeliğimiz nefes alış ve verişlerimiz arasındaki boşluklarda gizli. Biz boşluklara izin veriyoruz. Siz insanlar gibi bir eksiklik var sanıp, bir şeylerin yetmediğini düşünerek boşlukları doldurmaya çalışmıyoruz. Yani senin çoğu zaman sadece “Ay Tobbbycik” diyerek kalbine bağlandığın anlar gibi, adımı an’da zikretmen yeterli. Adımın ardından bin bir düşünce yaratmana gerek yok. Mesela beni bir kutu içerisinde yanında getirmediğine hayıflanmana gerek yok. Ben yokken yalnız kalır mı? diye meraklanmana gerek yok. Sen henüz bilmiyorsun, şu an belki inkar bile edebilirsin ama biz kaplumbağaların öngörüleri güçlüdür. Beni yanında kendi evine götüremedin ama günün birinde sen, Ozz’im, eğer benim seni tanıdığıma güveniyorsan, bana ve deniz kaplumbağalarıyla yüzdüğün Cays’e tekrar geleceksin..Mektubumda da yazmış olayım. Zamanı gelince tekrar okursun. O yüzden, – Toby şimdi kim bilir ne yapıyordur? – diye düşünmene gerek yok.”
Yine de için rahat etsin. Tabii ki, senin beni bulduğun gibi, bulduğun yerde, yine her gün evinin önündeki taşlıkta uzun bir süre duruyorum. Sen o kapıdan artık hiç çıkmıyorsun. Yerine de kimse taşınmadı. Ben yine de oradayım. Özlem ya da yokluğuna duyduğum hüzün ile değil, seni kazandığım için yüreğimde duyduğum varlığına şükran ve mutluluk hissi ile oradayım. Çünkü her ne kadar artık gün içinde yaklaşan flip flop terlik sesleri kalp atışlarımı hızlandırmasa da, o yeşil terliklerin bizi birbirimize bağlayan bir araçtan ibaret olduğunu biliyorum. Biz kaplumbağaların yaradılışsal hali olan şükürdeyim. Çünkü bu halin benim sana olan sevgimin de üzerinde bir titreşim olduğunu biliyorum.
Velhasıl kelam Ozz’icim, burada her şey bıraktığın gibi. Yani insan dilinde “All good man, yeah man. Bless man.”
Artık Türkiye’desin. Karantinada telefon aracılığıyla olsa bile kavuştuğun sevdiklerin ve arkadaşların gibi, buradaki yerel arkadaşların da seni ve karantinanın nasıl bir yer olduğunu merak ediyorlar. Tamz yakında sana karantina odanda dans edip, ruhunu yükseltmen için Soca müzikleri yollayacakmış. Siyahiler gibi başını, üst bedenini ve kollarını tamamen sabit tutup, sadece alt bedenini kıvırmaya çalıştığın, %100 odaklanmış surat ifaden ve ardından kendi kendine attığın kahkahalı hallerini hatırladıkça hala çok gülüyor. Deniz kenarında bütün bir pazar günü hep birlikte tek ayak üzerinde, karantinayı denge merkezinizden geri tekmeyle sizden öteye savurur gibi yarattığınız saçma karantina dansını ve şarkısını videoya çekip yollamanı bekliyor. Şarkının sözleri hafızamda yoktu. Siyah Birdy kuşlar sana yazmam için hatırlattı : “BALANCE, HİP, QUARANTINE BRUUP BRUUP.. BALANCE, HİP, QUARANTINE BRUUP BRUUP”
Karantinadan evine dönmene az kaldığı için çok mutluyum. İçin içine sığmıyor ve o coşkunun titreşimi buraya kadar geliyor. Umarım Covid nedeniyle sevdiklerin ile seni görüştürmemezlik yapmazlar.
Bu “yeni normalimiz”, “sosyal mesafe”, “sizin güvenliğiniz için” laflarına lütfen çok dikkat et canım. Virüs bir yana, bizim adalar dışında neredeyse dünyanın bütün ülkelerinde planlı bir bilinçaltı yüklemesi ve korku odaklı kodlamalar yapılıyor. Bizde de sosyal mesafe güya var biliyorsun da, buradaki insanların zihinlerine işlemiyor kodlamalar. Sen yinede okyanustan çıkmış balık gibi olma.. Tedbirini abartmadan al ama bilincini bir sünger misali devre dışı bırakıp, otomatik robota bağlama ha. Bu sözcükleri de fazla dillendirmeden, olabildiğince uyanık kal.
Ah Ozz’im..Hala yorgunluğunu atamadın. Geceleri hiç uyumuyorsun, içsel saatin hala Canouan saati ama sen de lütfen bir an önce nasıl hissettiğini yaz bana. Günlüğünü kaldığın yurttaki karantina odana bıraktıkları Gençlik ve Spor Bakanlığının “YURDUMda Hayat Var” isimli ( bilinçaltı kodlu) hatıra defterine yazıp, çıkışta güvenliğe teslim etmesen de olur. Gençlik ve Spor bakanlığının, sizin karantina psikolojiniz üzerine neden bir kitap çıkartmak istediğini kaplumbağa beynimle pek anlayamasam da, içimde titreşmiyor. Onun yerine azıcık hava almanız için sizi “ fiziksel mesafeli ” günlük yürüyüşlere çıkartsalardı, çok daha insancıl olmaz mıydı? Hatırlar mısın, nasıl şaşırmıştın St. Vincent hapishanesindeki mahkumları turuncu kıyafetleriyle yol kenarında serbest gördüğünde ? Sosyal hizmet saatleri içinde, elleri kelepçesiz bir şekilde bitkileri temizleyip, çiçek topluyorlardı. Arabayla geçerken hepsiyle selamlaşıp, birbirinize gülümsemiştiniz. Önce sizin yogacılar gibi spiritüel bir grup sanmıştın. Mahkum olduklarını duyunca, gözlerinin neredeyse yerinden fırlayacak gibi oluşunu, durup video çekmek isteyip de, arkadaşının söyledikleriyle nasıl dağıldığını sulu gözlerle anlatmıştın bana. “Onlar da insan. Bir suç işlemiş olmaları artık insan olmadıkları anlamına gelmiyor. Hele doğa ile bağ kuramayacakları anlamına hiç gelmiyor. Doğa herkesi iyileştirir, mahkumları bile” demişti. Hatta “Video çekmen onları oldukça aşağılar, yapmasan daha iyi” sözcükleriyle o an şaşkınlıktan es geçtiğin duyarlılığa ne çok üzülmüştün..
Bence Ozz’im; Karantinada değil, DOĞADA Hayat Var.
Madem dışarıya, doğaya çıkamıyorsun..O halde gel beraber bir oyun oynayalım.
Şimdi gözlerini hafifçe kapa. Karnına doğru derin bir nefes al. Ve çoook yavaş ver. Bir daha. Biraz daha yavaş. Ve son bir kez daha. Şimdi bir an nefes alıp vermeden dur. Kal o alanda. Psişende kayıtlı olan saydam doğayı hisset. İster masmavi, ister yemyeşil. İstersen rengarenk. Toprağı hisset. Suyu hisset. Dağları, ağaçları, bitkileri hisset. Güneşi ve Ay’ı hisset. Ben de oradayım. Seninleyim. Şimdi nefesinin tekrar yavaşça kendiliğinden başlayan hareketini farkederek, onu hissedişinle kal biraz da. Ve her nefes alış başladığında, kalp bölgenin çok yavaş bir şekilde her yöne doğru genişlediğini farkındalığına sun. Her nefes veriş tamamen sonlandığında ise, yüzeyden derine oluşan rahatlama ile yakınlaş. Çook yavaş. Yüreğinin nefes alışlarla an be an genişleyerek, bedeninin sınırları içerisinden sınırların ötesine taşmasına ve sonsuz gökyüzüne doğru genişlemesine izin ver. Ben de oradayım. Seninleyim. Bırak kendi zamanında yavaş yavaş genişlesin yüreğin. Senin içinden dışarıya yayılsın Doğa. Ben de oradayım. Seninleyim. Ve şimdi göz kapaklarını kendi zamanlarında açılmalarına davet et.
Seni çok seviyorum.
Toby the Turtle

Harika bir mektup yazmış♥️♥️♥️
yaaaa cok guzel <3