
Bu fotoğrafı özellikle paylaşmak istedim. Acun’dan kurtarma uçağına dair mesaj geldiğini duyduğum an ! Tüm duygular yüzeye belirdiğindeki şükür anım..
Vee adaya veda vakti geldi.
Son iki gün, aylarca günlerimi geçirdiğim yerlere tekrar gidip, veda teşekkürlerimi ederek geçti. Oldukça inişli çıkışlı deneyimimde, cennette hissettiğim anlara varlığıyla değer katan, cehennemde yaşadığımı sandığım günlerimde bana gülümsemeyi hatırlatan, canı gönülden bağ kurabildiğim yerel arkadaşlarımla mutlu/hüzünlü vedalar yaptık. Anlara somut olarak sıfat bulmakta zorlanıyorum. Her tanımlama deneyimin kendisini tarif etmeye yetersiz kalıyor ya da deneyimi sınırlandırmış oluyor. “Çok şükür” ve “iyi ki” demekten başka bir şey de kalmıyor zaten geriye.
Sanki hep adada kalacakmışız gibi, ince ince işlemiş Canouan içime. Nasıl da alışmışım buradaki sıradan ve tekdüze hayata. Her günün aynı oluşuna, her yemeğin tavuk oluşuna, o aynılığın hayatın karmaşasından uzak sunduğu basitliğe, yavaşlığa, yokluktaki bolluğa, gözünün görebildiği boşluğa aslında bayağı alışmışım.
Adaya kısa süreliğine tatil için gelen turist olmadığımızdan, bir süreden sonra, dünyadaki her şeyden uzak survivor adasında o turkuaz sular ve yeşil tepeler cennette hissetmeye yeterli olmuyor. Bir iki hafta tatil için, bir iki ay inziva için muhteşem belki, evet, fakat daha sonra başlıyor insanın insana ihtiyacı. Anlaşabildiğimiz, paylaşabildiğimiz, dertleşebildiğimiz, bağ kurabildiğimiz sevdiklerimiz sayesinde hafifliyoruz, genişliyoruz, açılıyoruz, severek yaşadığımızı hissediyoruz. Hayatımız boyunca bağlı olduğumuz sevgi çemberlerimiz hep var olduğu için belki tersini hiç düşünemiyoruz bile. Bağlarımızın değerini bilsek de, elde var garantisine de düşebiliyoruz. O yüzdendir bu pandemi günlerinde bir çok kişi bir iki aydır evlerinde sevdiklerinden uzak kaldığı için, bağ kurma ihtiyacıyla online dünyaya sarıldı. O yakınlığı arıyoruz. Sosyal varlık olan insanın en doğal ihtiyacı ! Alıştığımız sosyal birlikteliklerden uzaklaşınca zorlanıyoruz, çünkü insan ancak insanla yaşadığını hissediyor.
Cenneti de cehennemi de kendi içimizde yarattığımız ve yaşadığımız ne kadar gerçek olsa da, cenneti cehenneme çeviren, cehennemi cennete dönüştüren bağlarımızın yaşadığımız deneyimde payı büyük. Cennetimde kalabilmek için zaman zaman büyük sınavlar vermek zorunda kaldım, cehennemime düştüğüm de içinden çıkmak için çabaladığım da çok oldu. Hepsi bir yana; yaşamda en değerli şeyin sevgi bağlarımız olduğunu pekiştirdiği için, kim olduğumu unutmayacağım şekilde bana tekrar tekrar hatırlattığı için, ruhtan uzak ortamlarda var olamadığımı, olamayacağımı tekrardan gösterdiği ve daha niceleri için Canouan’a teşekkür ederek gidiyorum. Bilge kaplumbağalara sessiz öğretileri için minnettarım.
Çok şükür bolca sevgi ağları örmüşüm buradaki canlarla birlikte. Yerel arkadaşlarımla, bro’larla veda turlarımız oldukça duygusal geçti. Canouan’da yaşamama oldukça alışmışlar. Sanki başkente tatile gidip tekrar dönecekmişim gibi hissediyorlarmış. Vincy girl ( Başkent St. Vincent’lı ) olmuşum onlar için. Beni aralarına aldıkları ve kabul ettikleri için çok şanslı hissediyorum. Ruhumun bağ kurma ihtiyacını fazlasıyla karşıladılar. İki gün boyunca kutlamalar yaptık kendi aramızda. Birlikte yemekler yedik, varlığımızı onurlandırdık. Kimi zaman okyanusun dalgalarında çocuklar gibi kano yarışı yaptık, kimi zaman hep birlikte hiç konuşmadan durduk. Merak edenler oluyor, evet Bridget’e terliklerimi emanet ettim. Balerin olma hayali olan Jessy’e şimdilik doğum günü hediyesi bir kaç tayt bıraktım.
Hepimiz yiyeceklerimizi ihtiyacı olanlara dağıttık, hayatın acı gerçeği, yemekleri pişirmek için tüp alacak durumu olmayanlara destek olduk. Geride bıraktığım her cana, hayatın onlara çok iyi davranmasını dileyerek, sonsuz teşekkür ile ayrıldım Canouan’dan…
Otel de bu sefer bizi yolcu etti. Yolculuğumuzun her adımı organize edilmişti. Demek ki bu sefer gerçekten gidiyorduk.. Ekipten bazı arkadaşların 3. uçma denemesi olduğu için, feribota binsek dahi hiçbirimiz Canouan’a veda ediyor gibi hissedemedik. Sakince atılacak adımları atıyorduk. Arada bir birbirimize heyecan yoklaması yapıyorduk. Kimse uçağı görmeden henüz paçayı sıvamıyordu. Her an her şey değişebilirdi. Buna alışmıştık. Belirsizliğe, hayal kırıklıklarına, değişen planlara, söylenenlerin denildiği gibi olmayışına, her şeye ama her şeye çokça alışmıştık. Konuşmaya bile ihtiyaç duymadan, sessizce yolculuğun ilk ayağına başladık. Aralıkta buraya gelerek zaten bir çok şeye içimizde teslim olarak gelmiştik her birimiz. Belirsizliğe ve karşılaşacaklarımıza içimizde hazır olduğumuz için gelmeyi kabul etmiştik. Yaşayacağımız zorluklara hepimiz hazırdık, OKdik, kabul edecek cesaretimiz vardı, o yüzden gelmiştik. Aralıkta da teslimdik. Bir iki ay önce uçamadığımızda da. Ancak bu sefer ki farklı bir teslimiyetti. Yoğun ve daha gerçek olarak tarif edebiliyorum ancak.
Feribot yolculuğu okyanusun büyük dalgalarında sallantılı geçti. Ayakta durmaya imkan olmadığından bir yere sabitledim kendimi, seyre daldım gökyüzünü. Gün batımındaki yeşil ışığı bekledim, söz verdiğim gibi can dostum Kezroy’a dilek dilemek için. Bu sefer olmadı. Olsun. Yine de dileklerimin yerini bulacağına eminim.
Yolculuk boyunca ara ara yüreğimdeki hislerimi tanımlamaya çalışan zihnimle buluşuyordum. Her zıt hissin aynı anda oldukça belirgin olarak var olmasına karşı koyamıyordu zihnim. Bırakıyordu tekrar tekrar kendini dalgaların salınımına. Bir yandan okyanusun öğretisini dinliyordum kendimce. Yoga pratiği sırasında uyguladığımız “herhangi bir hisse tutunmayı bırakmak”yı öyle yoğun şu an pratik ediyordum ki hayatta.. Özlem, sevgi, mutluluk, coşku, hüzün, acı, sevinç vb içimde beliren her hisse sırayla tutunmaya çalışan tarafıma baktım dışarıdan. Onlar gelip geçiyordu ruhumdan, oysa zihnim hatıraları canlandırmaya çalışırcasına hislere tutunma ihtiyacına giriyordu. Gerek yoktu. Tutunmaya hiç gerek yoktu. Bıraktım. Hisle kalmak ve hisse tutunmaya çalışmak aynı şey değildi. Bıraktım kendimi içimdeki okyanusun kocaman dalgalarının salınıma. Tutunmadan. Canouan yavaş yavaş gözden kaybolana dek..Salına salına yol aldım, salına salına bıraktım anıları geride. Salına salına geldim St. Vincent’a. Rüyada gibi. Gerçek bir rüya gibi. Hayali bir gerçekte. Yarı uyanık, yarı uykuda..
Hoşçakal..
Ruhunun derinliklerini gördüğün bu güzel hediyeyi, bu adayı hep hatırlaman dileğimle….
Özge’mmmmmmmmmm ❤️