Canouan Günleri – Kısa bir film

Bugünkü yazıyı okumaya başlamadan, birazdan söylediğimde, bir kaç dakika gözlerinizi kapatıp, dikkatinizi kendinize çevirmenizi istiyeceğim. Rahat bir pozisyon alın. Bir film sahnesi seyreder gibi, kendinizi başrole koyup, şöyle bir düşünün..

“Çamaşırlarınızı nasıl yıkarsınız? Ya da kirli çamaşırlarınız nasıl yıkanır? Herkes hayatında en azından bir kaç kez çamaşır yıkamıştır öyle değil mi? Kadın ya da erkek olmanız farketmez. Belki kendiniz yıkıyorsunuz, belki makine yıkıyor, belki sadece kirliye atıyorsunuz ve ütülü bir şekilde geri geliyorlar. Ya da eve temizliğe gelen haftalık yardımcınıza, ya da evde sürekli sizinle yaşayan yardımcınıza sadece talimat veriyorsunuz..Farketmez.” devamını okumak için tıklayın

Canouan Günleri – Mehter Marşı

Canlara selamlar..

Bir hafta aradan sonra tekrar yazmaya başlayabildim. Dostum Özgür sağolsun öyle bir güzellik yaptı ki, bloğumu websitemin (ozgeisin.com) içine taşıdı. Böylece blog ve websitesi bir araya gelmiş oldu. Artık yazılarımı bu adresten takip edebileceksiniz. Hem de yavaştan websitemi güncellemeye başlıyorum.

Bir ileri, iki geri geçen günlerde iki gülüyorsam, üç ağlıyorum. Bu sabah yine bir can dostum, kardeşim Mey ile ilk defa görüntülü konuştuk. Öyle iyi geldi ki, onu görür görmez ağlamaya başladım yine, ardından o hafif enerjisiyle güldürdü beni her zamanki gibi. devamını okumak için tıklayın

Canouan Günleri – Tavuk meditasyonu

08 Nisan 2020

Yıllar içinde yoga ve meditasyon Türkiye’de oldukça popüler oldu. Artan stüdyolar, eğitmenler, programlar sayesinde bir çok insan, öyle ya da böyle en azından yogaya ucundan bulaşmış oldu.
2000li yılların başında böyle değildi. Türkiye’de erkek yoga egitmeni bile en fazla bir elin parmakları kadardı. Derslerde pek erkek öğrenci göremezdiniz. Ne mutlu artık öyle değil.

O zamanlar yoga eğitmeniyiz dediğimizde bizi Guru zanneden çok olurdu. Çünkü yoga deyince akla gelen OM ve Guru olurdu. Artık öyle değil. İçimizdeki bilge öğretmeni, Guruyu uyandırmayı, ona bağlanarak yaşamayı araştırsak da Guru değiliz. Yoga eğitmenlik programları sağolsun, mükemmel insan da olmadığımızı, kimseden bir farkımız olmadığını artık insanlar ayırt edebiliyor. Gerçi hala tek tük “aaa sen de sinirleniyorsan, biz ne yapalım?” diyenler olur. Sinirlendikten sonraki içsel sürecimiz ve tepkilerimiz dönüşmüş olabilir fakat biz de insan olduğumuzu, eğitmen olsak da, insana ait her duyguya sahip olduğumuzu anlatmaya çalışırız. Hatta hala dönüşmeyen ne çok şeyin olduğunu da kabulleniriz. Ne kadar deneyim ve bilgi sahibi olursak olalım, profesyonellikte uzman kimliğini giymek durumunda kalsak da, hayat yolunda her zaman öğrenci olduğumuzu, yoganın felsefesini kendi hayatlarımızda her an araştırdığımızı, öğrencilerle birlikte deneyimlediğimizi, birbirimizden öğrendiğimizi bolca paylaşırız. Onlara da kendileri için sorgulasınlar diye alan açarız ve o alanı tutmayı araştırırız. Her şeyi çözmüş, bilge insan olarak görünmek yerine, çözemediklerimiz, halen üzerinde çalıştıklarımızı da paylaşarak Yoga alanına teslim ederiz. Birbirimize ışık tutarız, karşılıklı şifalanma olur. devamını okumak için tıklayın

Canouan günleri – SAYGI DURUŞU

06 Nisan, 2020

Dünyadaki Korona haberlerinden bir kaç saat uzak kalsam, koşa koşa geri dönüyorum telefonuma. Gazete bayisi ya da sanal gazete olmadığından, bu adayla veya bölgeyle ilgili haberleri kulaktan kulağa ve sosyal medyadan alıyoruz. Evdeki televizyonda St.Vincent ve Grenadines yerel kanalları yok.

Canouan’daki gemi iskelesinin oraya pozitif vakalar için karantina konteynırı gelmiş. Girişinde test yaptırmak isteyenler için kan alıyorlarmış, ancak başkentte korona testi yapan bir hastane yokmuş. Testler Barbados veya Trinidad ve Tobago’ya gidiyormuş. Sonuçların gelmesi ise 3-5 gün. Eğer testiniz pozitif çıkarsa, başkente ya da başka bir adaya gidecek ilk gemiyi konteynırda, karantinada beklemeniz gerekiyormuş. Şu ana kadar bölgede sadece 400 test yapılabilmiş. Kimsenin bu süreci yaşamaması için dua ediyorum. devamını okumak için tıklayın

Canouan günleri

Mart başından beri başkent St.Vincent’ta vaka sayısı 1 idi. İngiltere’ye giden bir kadın virüs olmuştu ve iyileşmişti. Bütün deniz ve hava yollarını kapatmalarına rağmen iki gün önce vaka sayısı 3 oldu. Bugün ise 7. Yani burda da artış başladı.

St. Vincent gelişmiş bir ada değil. İnsanlar dağın eteklerinde derme çatma evlerde yaşıyor. Liman şehri olduğundan kalabalık ve temiz değil. Yiyecek alışverişinizi sokaklara kurulan pazarlardan yapıyorsunuz. Geçtiğimiz ay tatil için bir haftalığına gittiğimde zaten hiç bir şeye dokunmak istememiştim. Kafeler, restoranlar, mağazalar yok. Bir tane KFC, bir tane Subway var. Dört duvardan oluşan kulübelere market deniyor. Bisküvi, soğuk içecek ve sigaradan başka bir şey satılmıyor. Migros gibi büyük bir iki tane süpermarket var. Devlet hastanesi var fakat devlet daireleri de 1980lerden kalma. devamını okumak için tıklayın

Şişedeki mesaj’ın hikayesi

( Burada günü yarıladık. Türkiye’den yedi saat geride olduğumuzdan size yazım geç, belki bir gün sonra ulaşmış olacak. Blog konusunda çok yeni ve acemiyim. Yayınlama saatlerimi de ayarlayacağım elbet:) )

Bugün Milli Park kıvamındaki Otel bölgesi içerisinde Shell Beach denilen sahile geldim. Gözünüzde canlanması için nasıl bir yerde kaldığımızı da anlatacağım ancak şu an için sadece biz de burada doğal karantinadayız desem yeterli. Söz verdiğim gibi Şişedeki Mesaj’ın hikayesini yazmak için yanımda laptopum da var. Yürüyerek denize ulaşıyorum. Kumsalın girişinde yer alan barın sandalyeleri ters çevrilmiş, şezlongların üzerleri toplanmış. Havada terkedilmişlik kokusu var. Gökyüzü biraz bulutlu, denizin rengi alacalı. Bilim kurgu filmlerinden bir sahne içerisindeyim. Sanki dünya üzerindeki insanların hiçbiri hayatta kalmamış. Kendi halinde öten bir kuş, bir kaç palmiye, kafasını kabuğunun içine saklamış bir kaplumbağa, bir de iyice yavaş hareket ederek amaçsızca yürüyen ben varım. Ters yüz edilmiş bir hamak buluyorum ağaçların arasında, yatılabilir hale getirip yayılıyorum. Yüzüm uçsuz bucaksız denize dönük. İlk defa görüyor gibi gözlerim inceliyor etrafımdaki her bir detayı. Pür dikkat doğadaki sesleri ve sessizliği dinliyorum. Şaşkın olduğum kadar sakinim de. Evrendeki diğer canlılar tarafından alındığım uyku sırasında verilen ilacın, belki de beynime takılan çipin etkisiyle hiç bir şey düşünemiyorum. Geçmişimi hatırlayamıyorum. Kim olduğumu bilmiyorum. Hangi yıldayız, saat kaç herhangi bir fikrim yok. Neden burada olduğumu, nasıl geldiğimi bilmiyorum. Ufuktan bir gemi, gökyüzünden bir ışık, kumların arasından bir insan silüeti belirmesini içgüdüsel olarak beklercesine dalıp gidiyorum bir süre. Gelip gelmeyeceğini bilmeden. Aslında beklentisiz. Tek bildiğim; Hayattayım. Kalbim atıyor. Nefes alıyorum. Buradayım. Tek başımayım.. devamını okumak için tıklayın

Şişedeki Mesaj

Hoş geldim ! Hepiniz hoş geldiniz !

Adada mahsur kalma sürecimde her an yanımda olduğunuz için ne kadar teşekkür etsem az. Sevginiz, dilek ve dualarınız, destekleriniz, ilginiz ve varlığınız tüm mesafeleri azalttı.

Her işte olan hayır ve güzel enerjileriniz yerini buldu !

Biz ülkemize uçamadık ama önümde açılan bu beyaz sayfa tekrardan yazmaya başladığımın habercisi…

Uzun zamandır “yaz, yaz, yaz” diye binbir farklı şekilde yakınlarımdan, rüyalarımdan ve iç sesimden gelen mesajları sadece duyuyordum, çoğu zaman duymamış gibi yapıyordum. Ancak hayatın çeşitli formlarda yolladığı mesajları dinlemek bugünün kısmetiymiş. Hani o adımı atmamak için bir sürü bahaneler üretir ya insan, benim de ertelemelerim boldu. “Nasıl olsa zamanı gelecekti, zorlamak ile olmazdı, doğru zaman geldiğinde, ben bile engel olamayacaktım kendime” diye diye hiç bir eyleme geçmiyordum. Bir gün tekrar başlayacağımı içim biliyordu, o kadar. devamını okumak için tıklayın